LeGiLiMeNCy - RPG
Merhaba

Ateş Kadehine hoşgeldiniz. Burada birbirinden eğlenceli zaman geçirebilirsiniz. Bizim aramıza katılmanız için yapmanız gereken tek şey. Bir isim soyisimle üye olmak !!! Aramıza ve eğlenceli dünyamıza bekliyoruz...

LeGiLiMeNCy - RPG

Harry Potter & Hogwarts RPG
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Oturma Odası

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 2:01 am



_________________


En son Meave F. Kingsley Farrell tarafından Salı Eyl. 14, 2010 6:24 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 2:23 am

Meavenizim : Amacına ulaşmak için her türlü yolu denemekten asla çekinme!

Kendi kendime yarattığım felsefeydi bu. Her konu için ayrı bir felsefem vardı. Fakat amacına ulaşma konusundaki felsefem en önemlisiydi. Bu yüzden de fazla cüretkâr davranabiliyordum. Bundan pişman da sayılmazdım hani.Saate baktığımda gece'nin 3'ü olduğunu görerek duraksadım. Artık yatmalıydım. Fakat aklımda Tyler'ın sorununu çözmek olduğundan bir türlü uyku uyuyamıyordum. Sıkıntıyla iç çektim. Nicholas'ta henüz gelmemişti.

" Yine işi çıktı galiba " diye geçirirken masanın üstündeki dosyaları toparlamaya başladım. Nich gelmeden dosyaları ortadan kaldırmam gerekiyordu aynı zamanda. Bu geceyi de kavgayla geçirmek istemiyordum. Kavga etmekten yorulmuştum artık. Aileme anlattığım gibi mutlu olmak istiyordum artık. Yastığımı gözyaşlarıyla ıslatmaya devam etmek değil.

Masayı toparlamayı bitirdiğimde ayağa kalktım. Dosyalar elimde kapıya döndüğümde Nich ile karşılaştım ve yaptığım ilk şey istem dışı bir şekilde dosyaları arkama götürerek saklamak oldu ve masum bir şekilde gülümsedim.


" Hoşgeldin canım! "

_________________


En son Meave F. Farrell Kingsley tarafından Salı Eyl. 14, 2010 3:29 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Farrell
Sihirsel Yaptırım Daire Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 16

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 3:01 am

Karargâhtaydım. Tahta masanın etrafına on iki kişi oturmuştuk ve Lord en baştaydı. Bu İsa'nın yemek tablosunu hatırlatsa da zihnimi yormam gereken son şey olduğu tezatlığının farkına varıp, donuk ifademle dinledim. "Herkes hazır olsun sevgili yoldaşlarım, bu yol gittikçe sona yaklaşıyor ve hepiniz arkanızda bırakacaklarınıza olan bağlılığınızı azaltmaya başlamalısınız." Lord'umun sesindeki şefkat beni bozguna uğratmıştı. Vücutları kesmek, işkence etmek veya vampirlerin desteğini kazanmak için torbalık kan ticareti konusunda sert hüküm sürdürmeyi değil, neden bu kadar düşünceli olduğuna aklımın ermediği uyarıyı tercih etmişti. Kudretli büyücüye karşı çıkamazdım, bağlılığımın olduğu iki şeyden biriydi. Ve karım, Francesca... O taş eroinim gibiydi, en kuvvetli uyuşturucumdu. Yoğun tempomun stresini sadece o kollarımdayken atabiliyordum. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır, giderek inandırıcılığını katlıyordu. Lord'un uyarısı üzerine ondan vazgeçebilir miydim? Bildiğim tek şey, ailem yüzünden kolumdaki dövmeye -ajanlar için uygulanan yeni sistemle kapanmıştı ve sadece Lord yakınlarda olduğunda yerine geliyordu, bu yüzden Francesca farketmemişti- maruz kaldığım ve ucunda ölmek de olsa Francesca'yı bu illete bulaştırmayacağımdı. Ve kızımızı. Çocuk sevmeyen bir adamın bir kızı olması ve burnunda tütmesi ne kadar ironikti, değil mi?

Ürkütücü binadan çıktığımda Ay yavaş yavaş parlaklığını yitirmeye başlıyordu. Orada uzun süredir olduğumuzu biliyordum; ama üç saat sürdüğünü de anlamamıştım. Francesca beni merak etmiş olmalıydı, ya da... Yokluğumu fırsat bilip, embesil ikizi hakkında dosyaları kurcaladığından emindim. Benim kadar merhametli bir ölüm yiyen bulamazsınız, gerçekten. Onu öldürmedim, sadece hayatı boyunca gitmeyecek yaralar bahşettim ve o aksiliğinin yanında ölmediği için şükretmeli. Abisi, ablası, annesi ve babasını neredeyse ikna etmiştim; ama Tyler Leon Kingsley bir çuvalı bıraktım, bir aktar inciri berbat etmişti. Ona duyduğum nefreti sadece Francesca daha fazla şüphelenmesin diye dizginliyordum. Francesca'ya hiçbir zaman kızamadım, kavgalarımızda -Tyler genelde ana karakter olurdu- bile zeytinyağı o oldu, üste çıkmasına izin verdim. Üzüldüğünü hissedebildiğimi düşünüyordum; ama bu mümkün değildi. Büyük savaşta annem ve babam gözlerimin önünde öldürüldüğünde on beş yaşında, kızların gözdesi bir Slytherin delikanlısıydım. O günden sonra her şey değişti, kolumdaki dövme de. On altı yaşıma bastığım dakika kolumdaki yanma hissini anlatmam mümkün değildi. Kaynar suların boşaldığını hissetmiştim ve sabah uyandığımda, bir ölüm yiyen olduğumu anlamıştım. Lord yaramı gizleyene kadar uzun kollu giydim ve yazları dışarı çıkmadım, genç yaşımda aldığım sorumluluklar üzerine eğlencem kısıtlandı ve bakanlıkta iş bulmam pek de zor olmadı. İşin beni bulduğunu söylemeliyim; ama kendimi övmeyi pek sevmem.

Poyrazın ensemi yaladığı havaya karıştım ve saniyeler sonra büyük malikanenin önündeydim. Birazdan olacaklar belliydi, Francesca'yı yakalayacaktım ve öyle kavga edecektik ki evden çekip gidecektim. Hayır, bu gece olmayacaktı. Lord'un yaptığı konuşma, onunla geçirecek fazla günüm kalmadığını açıkça dillendirmişti ve ben de bu vakitlerin tadını son zerresine kadar tatmalıydım. Sihirli sözcüğü fısıldarken, asamla yarım bir daire çizdim. Kapı gıcırtıyla açılırken, karşımda Francesca'yı buldum. O kadar güzeldi ki, Hogwarts yıllarımda mitoloji dersinden anımsadığım kadarıyla Afrodit'e benzetirdim onu. Tabi kişilik olarak fazlasıyla zıttı, onu ukala bir Tanrıça değil de bir melek yapan kişiliğiydi ve ben onu haketmiyordum. Bunu düşünmekten nefret ediyordum! Normal biri arkasında ustaca sakladığı dosyaları farketmezdi bile; ama onu beş yıl içinde adeta kavramıştım. Yüzünün her yumuşak hatı zihnimde bir haritaydı adeta. Sesim nazik bir fısıltıydı, ikimizi de gerginlikten uzaklaştırmak adına. "Francesca." Kadına yavaşça ilerledim ve arkasındaki dosyaları çevik bir hamleyle aldım. Sesim şiddetlenmişti; ama nefret dolu değildi. İstesem de öyle olamayacağını biliyordum. "Beni aptal sanmaktan ne zaman vazgeçeceksin?" Mahrur ifadesine karşı koymak o kadar zordu ki... Beni her saniye kendine daha çok aşık etmesi, pek rahatlamamı sağlamıyordu. Elimi alnıma götürdüm ve şakaklarımı ovduktan sonra, ilk ismini fısıldadığımdaki gibi devam ettim. "Bak, hayatımdaki en önemli şeysin. Senin için her şeyi göze aldım ve sen de bunu karşılıksız bırakmayarak, evi terkettin. O evle bütün ilişkin kesildi. Lütfen sevgilim, seni aramaya tenezzül bile etmeyen kişiler yüzünden kendini hırpalamayı bırak." İnce belini sardım, papatya sarısı yumuşacık ve çilek kokan saçlarının arasına bir öpücük kondurdum. Cevap vermesi için şans tanıyacaktım, ardından aşina olduğum; ama her saniye sanki ilkmiş gibi heyecanlandıran dolgun dudaklara sahip olacaktım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 3:27 am

Meavenizim : Eğer karşındaki haklı olduğunu düşünüyorsa, bırak öyle düşünmeye devam etsin!

Evet bu da bir diğer felsefemdi. Ve bu felsefeyi genellikle Nich söz konusuysa uyguluyordum. Ve bu gün yine uygulayacaktım. Bu gece kavga etmiyordum çünkü. Gözyaşlarımla ıslanan bir yastıkta uykuya dalmak istemiyordum. Üstelik Phoebe'yı zar zor uyutabilmiştim. En ufacık bir seste uyanırsa tekrar uyutmak çok zor olurdu. Bu yüzden de bırakacaktım o öyle düşünmeye devam etsin.

Fakat onun gözlerine baktığımda başka bir şeylerin varlığını hissettim. Onu üzen bir şeylerin varlığını. İkizimle ilgili olmayan bir konuydu. Belki işti sorun olan. Sormalı mıydım? Sormamaya karar verdim. Sorsam da söylemezdi. Her zaman olduğu gibi geçiştirirdi.

İkimizde hala ayakta bekliyorduk. Nic ise yanıma gelmiş ve arkamdaki dosyaları çekip almıştı. Ne diyeceğimi bilemeden gözlerimi indirdim.
" Ben seni aptal yerine koymuyorum. Evet beni sildiler hayatlarından ama Tyler'e ne olduğunu bilmek benim hakkım Nic. Onu bu hale neyin ya da kimin getirdiğini bilmek benim hakkım. " Bir solukta bitirmiştim cümleleri. Gözlerimi yavaşça gözlerine diktim. Masum bir şekilde bakarken aklımda ailem vardı. Benimle iletişimlerini kesmeyen ailem. Onlara yalan söylediğim ailem. Mutluyum dediğim ama aslında son bir yıldır mutluluğun "m" sini yaşamadığım evim. Bu evde tek dayanağım kızımdı.

Aslında Nic'i hâlâ seviyordum, kavga etmediğimiz anlarda elbette. Böyle zamanlarda eskisi gibi olabileceğimizi düşündüğüm anlar oluyor. Ama arkasından gelen büyük bir kavga herşeyin altını üstüne getiriyordu ve bundan nefret ediyorum. En büyük mutsuzluğum kavgalarımız...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Farrell
Sihirsel Yaptırım Daire Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 16

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 4:15 am

Karşımda masumane kedi ifadesini bürüyen yüzüyle dikilmiş afet, hayatımda gördüğüm en güzel şeydi. İkincisi de kızımdı, Francesca'ya o kadar benzeyen bir çocuğun çirkin olması mümkün müydü sahi? Damarlarımda kötülük akmıyordu; ama dışarıya bütün gerginliğimi nefretle sunuyordum. Kibirli birini oynamayı seviyor muyum bilmiyorum; ama beni germekten korkan ve çenesini haşmimden kurtulmak için kapayan insanların varlığını bilmek beni rahatlatıyor. Gözlerini devirdi Francesca, beklediğim tepki bu değildi; ama bağırış çağırışlarla kimse küçük meleği uyandırmak istemezdi. Zira o zaman fazlasıyla itici oluyordu. Şakaklarımı ovmaya devam ettim ve bir adım geri gittim. Sanki bütün geçmişimizi sıfırla çarpmıştı Meave, pişman olduğunu bilmekten nefret ediyordum. Yüzümdeki gerginliğin, sinire dönüşmemesi için yumruğumu sıktım. Onun tatlı sesi bile bu durumu çözemezdi ve sesinin pek de tatlı olmaması beni zora sokuyordu. "Ben seni aptal yerine koymuyorum. Evet, beni sildiler hayatlarından; ama Tyler'a ne olduğunu bilmek benim hakkım Nic. Onu bu hale neyin ya da kimin getirdiğini bilmek benim hakkım."

Tek solukta kurulan cümleler sadece Francesca'yı değil, beni de yiyordu. Her şeyin benim eserim olduğunu öğrenirse, ne yapacaktı? Malikaneyi Phoebe'yle terkedecekti ve beni bir daha lanetleyecekti. O giderse ben ne yapacaktım? O benim tek dayanağımdı ve gitmesine olağan vermek yapacağım son şeydi. Bu yüzden onun araştırmasını istemiyordum, beş para etmez yüksek rütbeli ailesinin tavırları umrumda bile değildi. Gözlerime baktı. O gözler karşısında her defa bir daha afallarken, bu sefer farklı bir şey daha hissettim. Gözlerinde ben yoktum ya da aklında. Büyük ihtimalle ailesi vardı ve başka bir adam olsaydı, bu kadar rahatsız olacağımı düşünmüyordum. O kadar da kötü bir eş miydim? Bilmiyorum, tek bildiğim bu muameleyi haketmediğimdi, her ne kadar ailesinden alıkoysam da günün birinde hepimiz ölecektik. İşleri bu yönden düşününce her şey kolaydı; ama aile konusunda mantıklı düşünmem doğal değildi ki. Bir adım daha geri attım ve derin aldığım bir nefesin ardından, istemediğim gerçekle yüzleşirken, sesim de yüzüm kadar gergindi. "Francesca, bana olan sevgin tamamen mi tükendi?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 11:24 am

Meavenizim : Eğer gerçek'i sen de bilmiyorsan; konuyu çarpıtmaya çalış. Belki başarılı olursun!

Hayatım tamamen bir karmaşa'nın ortasındaydı.Ne yana dönsem hep aynı ya da benzer sorunlarla karşılaşıyordum. Sorun çeken bir mıknatıs gibi hissediyordum kendimi. Tamam Tyler ile son üç yılda iplerimiz kopma noktasına gelmişti. Ve bu benim canımı fazlasıyla acıtıyordu. Ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Tyler ile ilgili tek avuntum kızım Phoebe'yi dışlamıyor oluşuydu. Eğer günün birinde bana bir şey olacak olursa - ki küçük bir ant içmiştim. İkizime bunu yapandan intikam alacağıma dair - kızım için gözüm arkada kalmayacaktı. Onu en azından kendi kızı gibi görecekti. Eh tabi babası Nic'te vardı. Hem belki de onlarla barışırlardı o zaman.

Dalan gözlerimi algılamaya çalıştığım soruyla ona çevirdim. Onu artık sevmiyor muydum? Böyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum ki... Bir an en son ne zaman aşkımızı dillendirdiğimizi bulmaya çabaladım. Fakat ne yazık ki; bulamıyorum. Sanırım yıllar oldu bunu yapalı. Gözlerini üzerimde hissedince içten gelen bir şekilde ürperdim. Cevabını benim de bilmediğim bir soruya cevap vermem bekleniyordu. Yine bir Meave felsefesini uygulamaya koymak en iyisi olacaktı.
" Gözlerime bakarak olayları saçmasapan yorumlamasan Nic. Hem sevgiyle, benim araştırma yapmamın ne alakası var. Sen uykusuzsun anlaşılan. Mantıklı düşünemiyorsun. "

Başarılı bir kaçış olacağını düşünüyordum. Ya da birkaç saniye içinde bağrışlar başlayacaktı. Ama bunu istemediğim için odadan kaçma eğilimi göstermeye başladım ve Nic'in elindeki dosyaları sözsüz bir büyüyle yolladım ve odadan çıkmak üzere hamle yapmaya kalktım. Hamlemin sonuçsuz kalacağından emin gibiydim. Nic bu konuşmadan kaçmama izin vermeyecekti. Son bir yılda hep yaptığı gibi önümü kesecekti yine.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Farrell
Sihirsel Yaptırım Daire Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 16

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 7:51 pm

Ne hissetmem gerektiğini ya da ne hissettiğimi bilmiyordum. İnsanların verilen değeri haketmemelerinden çok anlamamalarından nefret ederdim. Hak etmeyene değer vermek konusunda suçlu sensindir; ama verdiğim değeri anlamayan Francesca, beni çıldırtıyordu. Onu gerçekten sevmeseydim, aylar önce kapının önüne kovar ve arkasından küfrederdim. Bir kadına böyle bir şeyi yapabileceğim için suçlanmam ne kadar doğru bilmiyorum, cinayeti işlemeyen katil suçlu mudur ki? Yüzümü yıkamaya ve ucuz Alman biralarıyla beyinsiz gibi hissetmeye ihtiyacım vardı. Hatta sadece kavga etmemek için hemen dışarı çıkabilir ve ayyaşlık yapabilirdim. Francesca'nın bana güvendiğini düşünüyordum, bu konuda pek de haksız sayılmazdı aslında. Beş senedir, bir kadınla değil ilişki bir dialogta -iş arkadaşlarım dışında- bile bulunmamıştım. Ona bütün kalbimin sevgisiyle beraber araya sıkışmış sinirlerim de fazla geliyordu ve bu böyle yürümeyecekti, anlamak zor değildi. Olmuyorsa zorlamanın anlamı yoktu. Karşımdaki kadın gibi birine bir daha rastlayamayacağımı biliyordum; ama bu işlerin zorla yürümediğini bilecek kadar da olgundum. Ve sonucu çıkarmak pek de zor değildi. Onu yalnız bırakacaktım ki onda en diplere saklanmış olsa da olduğunu bildiğim değerimi anlayacaktı. Eğer değer vermeseydi üç koca sene bana katlanır mıydı? Belki de ailesine gidemediği için tek sığınağıydım; ama hayır, o güçlü bir cadıydı. Her şeyin Phoebe için olduğunu anladığımda afalladım, bir enayiden farksızdım.

Bana bakan gözlerindeki masumiyeti kendim kaybettim. Saniyeler içinde onu sevdiğimi; ama istemediğimi anladım. Francesca'ya bunu yakıştıramamıştım, çekip gitseydi daha çok acıtırdı. Boğazımdaki yumruyu bastırmak için kendimi kassam da, olmadı. Gözlerime akın eden yaşlarda ise başarılıydım, onları kontrol etmeyi öğreneli tam on sene olmuştu. Sesinin, masumiyetten ziyade basit bir cümleymiş gibi gelmesi ne acıydı. "Gözlerime bakarak, olayları saçma sapan yorumlamasan Nic? Hem sevgiyle, benim araştırma yapmamın ne alakası var? Sen uykusuzsun anlaşılan, mantıklı düşünemiyorsun." Bu denli sazan yerine konmam, gerçekten üzücüydü. Artık eski Nic olmayacaktım. Ne kavga edecektim, ne de her şeyi bir öpücükle ya da peşinden giderek halletmeye çalışacaktım. Kendimi övmeyi sevmediğimi söyledim; ama şimdi buna her şeyden çok ihtiyacım vardı. Fiziğine hayran kalacak tonlarca büyücü vardı; ama ona benim kadar bağlı olan birini bulamazdı. Bundan emin olsam da ironik bir şekilde, tereddütlerim azalmıyor, aksine artıyordu. Uykuya ihtiyacım vardı ve anlaşılan kollarımda Francesca olmayacaktı. Dişlerimi sıktım, her şeyi parçalamak istiyordum. Francesca kaçıyordu. Ne kadar da iğrenç bir kocaydım ben? Elimdeki dosyaları aldı ve odadan çıkmak üzere ilerledi. Bu sefer onun önünü kesmeyecektim, o beklentilerini, ben de yapacaklarımı değiştirmeliydim. Onun sevgisini tekrar kazanmak çok zor olur diye korksam da, bu gece korkular pek ön planda değildi. Sesim bir duygu barındırmayacak donukluktaydı, bu korkunçluğa girebilirdi aslında. "Biliyor musun Francesca?" Bu cümle bana dönmesini sağladı. Gözlerimi kaçırdım ve ses tonum değişmeden devam ettim. "Boşver gitsin, bence ikimiz de cevaptan emin olana kadar yalnız kalmalıyız." Birden şefkat bürünmediğim için içten bir dua gönderdikten sonra, Francesca'nın yüz ifadesine bakmaktan korkarak -her an düşüncelerimi değiştirebilirdi- koltuğa yayıldım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Salı Eyl. 14, 2010 8:31 pm

Hiçbir duyguyu hissedemiyordum şu an. Ne bir üzüntü, ne bir kızgınlık ne de bir acı. Hiçbir şey... Hissettiğim tek şey ruhsuzluktu ve bunun baş kahramanı karşımda durmuş yalnız kalmalıyız diyen kocam Nicholas Farrelldi. Evet onun uğruna ailemi hiçe saydığım kocam. Aslında neden böyle hissettiğimi de bilmiyorum. Sonuç olarak son bir yıldır olan her şey bizi bu noktaya getirmedi mi? Yalnızlık... Aynı evin içinde yaşayan iki yabancı gibiydik. Kızımız Phoebe yanımızdaykense sonsuz mutlu gibi görünen anne ve baba. Peki ya gerçek hangisiydi. Birbirine yabancı gibi olan Meave ve Nicholas mı? yoksa anne ve baba olan Meave ve Nicholas mı? Açıkçası ben bile karıştırmıştım artık gerçekleri. Şu an için tek bildiğim teras'a çıkıp hava almak istemem. Evet soğuk havayı ciğerlerime çekmeye ihtiyacım var. Bir saat, iki saat belki de sabaha kadar terasta kalmak. Hem düşünmek için de çok güzel iyi bir durum bu.

Evet kararımı vermiştim. Terasa çıkacak ve geceyi terasta geçirecektim. Kocamın da umrunda olmayacağından emindim. Sessizlik uzamaya başlarken derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim.
" Yalnız kalmamız bize hangi gerçeği anımsatacak bilmiyorum. Fakat benim hava almaya ihtiyacım var. Sana iyi geceler Nicholas " Dudaklarımı alelacele kapattım ve hızlı adımlarla kapıya yöneldim. Nicholas'ın gelmeyeceğinden emindim bu gece. Hem yalnızlığı o istedi ben değil...

Kapıyı açıpta soğuk havanın yüzümü yıkamasını hissettiğimde ürperdim. Soğuğu sevdiğim söylenebilirdi ama şu anda sadece donduruyordu beni. Ve buna rağmen verandadan teras'a yöneldim. Terastaki kanepeye uzanır şekilde oturdum ve bacaklarımı kendime çekerek hayatımı düşünmeye başladım.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Çarş. Eyl. 15, 2010 1:32 am

Gözlerimi araladığımda terasta olduğumu farkettim. Soğuktan donmuş olduğumu farkederek ayağa kalkmaya çalıştım. Hareketlerimin soğuktan kısıtlandığını anlamak hiç zor değildi. Kollarımla vücudumu sardım ve koşar adımlarla içeriye girdim ve kapıyı yavaşça kapattım. Şömineden yayılan sıcaklık sayesinde daha ilk saniyede ısınmaya başlamıştım. Dışarıdayken tuttuğum nefesimi yavaşça bıraktım. Oturma odasına yöneldiğimde Nicholas'ı üç saat önceki halde buldum. Gözleri kapalıydı ve düzenli nefes alış verişlerinden uyuduğu belliydi. Yanına giderek oturdum. Ellerimi saçlarında gezdirirken, onu hâlâ sevdiğimi fısıldıyordu kalbim.

" Ah Nic, keşke hep böyle masum olsan. Hiç kavga etmesek... İlişkimizin ilk üç yılı gibi olsak.Aşkımızı dillendirebilsek... Sana olan sevgim tükenmedi. Ancak bunu sana söyleyemem. Çünkü devamlı birşeyleri engelleme çabasındasın. Canımı acıttığını, asileştirdiğini farketmiyor musun? Ne olur sanki bana engel olmasan ve biz eskisi gibi olabilsek... Biliyorum. Sen benden bir şeyleri saklama ihtiyacındasın. Ama neden saklamak. Ben senin karınım; bilmeye hakkım yok mu aşkım... " Ellerim saçlarını okşarken dudaklarımdan dökülen sözcüklerle sesim titremeye başlayınca ağlamak üzere olduğumu hissederek, ellerimi çektim ve yavaşça ayağa kalkarak odadan çıkmak üzere kapıya yöneldim.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Farrell
Sihirsel Yaptırım Daire Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 16

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Çarş. Eyl. 15, 2010 2:26 am

Hemen koltuğa kıvrılmıştım ve onun söyleyeceği cümlelere pek kulak asmıyor gibi gözüksem de, suçluluktan kendimi yiyip bitirmemin tek sebebiydi bu cümleler. "Yalnız kalmamız, bize hangi gerçeği anımsatacak, bilmiyorum; fakat benim hava almaya ihtiyacım var. Sana iyi geceler Nicholas." Daha önce bir suç işlediğime hiç pişman olmamıştım; ama şimdi Tyler'a yaptıklarımın cezasını fizikselden çok daha öte bir boyutta çekiyordum. Ona benim yaptığımı bağırmak isterdim; ama bana pişman olduğumu da ekleyecek vakit bırakmayacağından emindim. Bu yüzden sessiz kaldım ve gözlerimi kapadım. Uyku tek ihtiyacım olsa da, gözlerimin kapanmamak konusunda ısrarcı olacağını biliyordum. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve koltukta pozisyon değiştirip durdum.

Saniyeler, dakikalar ve saatler birbirini götürdü; ama ben hiçbir şey yapmadım. Yapamadım... Bu acizce ve acı vericiydi. Ona uzun zaman ardından tekrar eskisi gibi sarılmak, okşamak istiyordum. Erkeklik güdülerimi neredeyse unutmuştum, cinsel hiçbir beklentim de yoktu. Ben onun vücuduna değil, ruhuna sahip olmayı istemiştim ve sevgiliyken gerçekten de öyleydi. Evlilik cidden bütün aşkları rezil mi ederdi? Belki de suçu kime atacağımı şaşırdığımdan, yeni kurbanım evlilikti. Saate baktım, üç saat olmuştu ve Francesca'nın uyumadığını biliyordum. Onu hissedebilirdim, beş senede her hücresini kavradım derken şaka yapmıyordum. Birden havaya onun kokusu karıştı ve ardından ayak sesleri duydum. Buraya geliyordu. Onunla kavga etmek istemiyordum, gerçi buraya kavga için gelmiş olamazdı. Belki de ikimizi de mutlu edecek bir şeyler söyleyecekti; ama inadı inat Francesca bunu yapar mıydı ki? Gözlerimi hemen kapadım ve titrememi durdurdum. Heyecanıma rağmen düzenli nefeslerim, şansımın yaver gideceğinin bir göstergesi değil de neydi? Uyuduğumu iyice belirtmek için başımın altındaki yastıkla saçımı kaşıyordum. Koku gittikçe benimle bütünleşti ve en sonunda yanımda bitti. Ve elleri, o küçük zarif elleri saçlarımdaydı. Bu hissi neredeyse unutmuştum, şimdi kalkıp onu göğsüme yatırmamak için zor duruyordum. Tam gözlerimi açacaktım ki, yumuşak olduğu kadar hüzünlü bir sesle konuşmaya başladı ve ben de kıpırdamamaya devam ettim. "Ah Nic, keşke hep böyle masum olsan, hiç kavga etmesek, ilişkimizin ilk üç yılı gibi olsak, aşkımızı dillendirebilsek... Sana olan sevgim tükenmedi; ancak bunu sana söyleyemem. Çünkü devamlı bir şeyleri engelleme çabasındasın. Canımı acıttığını, asileştirdiğini farketmiyor musun? Ne olur sanki bana engel olmasan ve biz eskisi gibi olabilsek? Biliyorum. Sen benden bir şeyleri saklama ihtiyacındasın; ama neden saklamak? Ben senin karınım, bilmeye hakkım yok mu aşkım?"

Ve her şey değişti. Yüzümü tebessüm kaplamasın ve her şeyi mahvetmeyeyim diye zor duruyordum. Bana olan sevgisinden emin olmak kadar sevindirici bir şey olamazdı. Tek sorun sesinin, vücuduyla ahenkle titremesi ve kesinlikle hissettiğim, akmak için saniyeleri zor bekleyen yaşlardı. Buna dayanamıyordum. 'Bir erkek kadınının ağlamasına dayanamaz.' Gerçekten doğru, onun yerine ölmeyi tercih ederim. Sadece beni sevdiğinden emin olmakla yetinecek, uyku numarasına devam edecek ve büyük ihtimalle bunun ardından huzurla uyuyacaktım, tabi sorunları çıkarırsak. Ellerini çektiği an bir gariplik olduğunu anladım, ağlıyordu. Ses çıkarmasa da, gözlerinden akan yaşların sıcaklığını hissediyordum. Ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Bu gece onun fikrini değiştirmeye çabalamayacağımı söylemiştim; ama bunları duymadan önceydi ve şimdi çevik bir hamleyle doğruldum. Sessiz adımlarla arkasından ilerledim ve belini kavradım. Kendime döndürüp ona bir daha hayran kaldım. Bir kadın ağlarken bile güzel olabilir miydi, yoksa gerçekten en güzel zamanları hüzünlü zamanları mıydı? Francesca hep güzeldi ve bu beni öldürüyordu. Yaşlarını temizlemedim, kurumalarına az kalmıştı, sadece onu gülümsetecek şirinlikte bir sesle söyledim cümlemi. "Sanırım uykucu numarası işe gerçekten yarıyor." Şirin bir şekilde sırıtırken, onun bana ait olduğunu uzun zamandır hissetmediğimi; ama şimdi içimdeki dürtülerin bunu fazlasıyla onayladığını farkettim. Bu sevinçle, çenesini omzuma yaslattırdım ve kulağına ilk tanıştığımızdaki kadar tutkulu, mutlu ve fazlasıyla aşık bir sesle fısıldadım. "Sana bu kadar yakın olmayalı kaç yıl oldu?" İki, belki de üç... Yıllardır devam eden kavgalarımızın, bizi ne kadar da yıprattığını en iyi o an anladım. Geniş omzumdan aldığım büyüleyici çehrenin can alıcı dudaklarına hafif bir buse kondurdum ve fısıldamaya devam ettim. Ki bu fısıldamalar Phoebe için değildi, her erkek, dişilerin fısıldanan romantik sözlere bayıldığını bilirdi; ama ben sadece içimden geldiği için böyle konuşuyordum. Yoksa çığlıklar atarak onu sevdiğimi de haykırabilirdim. "Ya da seni böyle öpmeyeli kaç ay?" Dudaklarım alnına değiyordu, fırsatım varken bir masum öpücük daha yerini buldu. Çenemi, kadının parlak sarı saçlarına gömdüm ve ellerimle omuzlarını kavrarken, sesim ona yıllardır beslediğim saf aşk dışında bir şey içermiyordu. Ne kavgaya sebep olacak pür nefret, ne de başka bir şey, sadece en derin arzularım. "Şunu anlamalısın Meave, hayatımın en önemli parçası sensin ve bu hiç değişmeyecek. Bir düşün sevgilim, seni neden engelliyorum? Senin ne kadar kudretli bir cadı olduğunun ve eğer bunu Tyler'a yapanı bulursan, sağ bırakmayacağının da bilincindeyim. Beni düşüncesiz ve duygusuz biri olarak görme lütfen Francesca; ama aile meselelerinde istesem de mantıklı olamıyorum, özür dilerim." Gözlerim dolmuştu. Belki de bu konuya hiç girmemeliydim, kendimi acındırıyormuşum gibi görünüyordu; ama Francesca bu açıdan bakmazdı, o yüzden konuşurken hep rahattım. 'Ayrıca Tyler'a bunu ben yaptım ve bunu öğrendiğin anda gideceğini biliyorum.' Derin bir nefes aldım. Omuzlarındaki ellerim titriyordu ve onun da içinden bir ürperti dalgasının geçtiğini hissediyordum. Sıkıca sarıldım ona, asla bırakmayacağımı belirtircesine. Samimiyetle başlayan cümle, komik bir ses tonuyla sonlandı. "Ve sana söz veriyorum, artık senden saklayacağım bir şey bile olmayacak. Ayrıca bir eşeğim, donmuşsun! Seni ısıtmanın yolunu da bilmesem, panikleyecektim." Ona içten gülümsemeyeli de uzun zaman olmuştu. Aşina olduğum kokuyu derince içime çektim ve bedenini sıkıca sardım. Gerçekten üşümüştü ve ben, kendimden nefret etmek için bir neden daha kazanmıştım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Meave F. Kingsley Farrell
Gelecek Postası Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 144

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Çarş. Eyl. 15, 2010 11:52 am

Düşüncelerim öylesine birbirine girmişti ki, ağladığımı fark etmem birkaç saniyemi aldı. Elbette ki saniyelerimi alırdı. Gözyaşlarım yatak odasının dışında hiçbir yerde akmazlardı. Zira kavgalarımızı yatak odasında ederdik ve Nicholas gecenin bir köründe arkasına bile bakmadan çeker giderdi ve beni kendi duygularımla baş başa bırakırdı. Bense gözlerimden akan yaşlarla yıkardım kırmızı satenle kaplı yastığımı ve yine satenle kaplı yorganımı. Lakin bu gece böyle değildi. Kavga etmemiştik, yalnızlık kararı almamız ikimiz için de en iyisiydi. Yıllardan ettiğimiz kavgalarla birbirimizi tükettiğimizi hissediyordum. Bu ilişkinin sonunun mahkeme olması önlenemezdi arada soğuma payı bırakılmazsa eğer. Ve Nicholas bu soğuma payını istemişti bu gece.

Soğuma payını; o, koltukta uyuyarak geçirirken, ben terasta buz gibi havanın koynundaydım. Donduğumu hissedince içeri geçmiş ve konuşmuştum. Şimdi ise ağlayarak yatak odasına doğru yürümekteydim. Odadan çıkıp ta kapıyı kapatmak üzereyken, çevik bir hareketle belimin kavranmasını hissederek ürperdim. Ardından kendisine doğru çevirmiş ve yüzüme bakıyordu. Gözlerimden akan yaşları görmesini istemiyordum ama, olan olmuş, görülen görülmüştü bir kere. Sıkıntıyla iç çekmek üzereyken onun çocuksu ses tonunu işittim. Ve onun bütün söylediklerimi duyduğunu anladım. Gülümsemek yerine yüzümün kıpkırmızı olmasına engel olamadım. Evde yaramazlık yapan çocukların annelerine yakalandıkları andaki yüz ifadesine sahip olduğumdan neredeyse emindim. Yüzümün ifadesine aldırmadan başımı omzuna dayattırınca garip bir duyguya kapıldım açıkçası. Yıllardır hissetmediğim duyguydu bu. Sımsıcak, nefes kesici ve tutkulu... Ardından alnıma gelen öpücüklerle kaslarımın ve yüzümün gerginliğinin yok olduğunu hissettim ve kendimi ona bıraktım. O benim ailemi hiçe sayıp evlendiğim adamdı. O benim kocamdı ve biz en güzel yıllarımızı kavga ederek harcıyorduk. Bunu artık istemiyordum. Aslında tek istediğim yaptığım araştırmaya karışmamasıydı ve böylece biz de kavga etmezdik eskisi gibi. Ya da ben gizli gizli sadece iş yerindeyken bu konuya odaklanırdım. Bundan vazgeçemezdim. İkizim gözlerimizin önünde eriyip giderken bunu görmezden gelemezdim. Tam bunları dile getirmek istediğim anda onun konuşacağını anlayarak sessiz kaldım.

Haklıydı... O kişiyi bulduğumda yakalamak için seherbazlara haber veremezdim. Öfkeme yenildiğimde de onu gözümü kırpmadan öldürebilirdim. Sonra da sevdiğim adama döner ve ondan özür dilerdim. Ama ya kızımız... Bir kez daha hak verdim Nicholas'a; ancak ben pes edemezdim. Bunu Tyler'a yapamazdım.
" Haklısın hayatım, kendime hakim olamayabilirim o kişiyi ya da kişileri bulduğumda; Fakat ben onları öldüremem. Bunu ne sana ne de aileme yapamam. Hele kızımızın bana ihtiyacı varken. Ama bana da hak ver. İkizim gözlerimizin önünde eriyip gidiyor. Tamam, beni hayatlarından sildiler; fakat St. Mungo'ya gittiğimde rastlıyorum Tyler'a ve canım acıyor. Öfkem büyüyor. Yalvarırım bırak arayayım. Tamam, söz veriyorum, o kişiyi ya da kişileri bulduğumda ilk sana söyleyeceğim. Ve ne yapılacağına beraber karar vereceğiz. Ama ne olur izin ver hayatım. "Sözcüklerim bittiğinde yüzüme küçük bir gülümseme yayıldı. Buna tamam diyeceğinden emindim. Yapabileceğim her şeyi yapmıştım. Ona söyleyeceğimi de söylemiştim. Ondan cevap beklerken duyduklarımla soğuğu hatırlayarak ürperdim. O soğukta üç saat kalmıştım ve yarına hasta olacağımdan emindim. Buna rağmen onun sarmasıyla ısınmaya başladığımı da hissediyordum. " Teşekkür ederim " diye mırıldandım. Bu hangisi içindi, ben de tam bilemiyordum.



_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Farrell
Sihirsel Yaptırım Daire Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 16

MesajKonu: Geri: Oturma Odası   Perş. Eyl. 16, 2010 4:35 am

Yukarıda olup olmadığını bilmediğim -belki de işim düştüğünde, hep yemek yiyordu- Tanrı'yı yakalama fırsatı bulabildiğim için mutluydum. Hayatta aşık olmaya değer bulduğum tek kadın kollarımın arasındayken, daha fazla şey beklememeliydim, değil mi? Utançtan kızarmış yüzü bile o kadar hoştu ki, pürüzsüz tenine dokunma dürtülerimi engelleyemedim. Belki bunlar son anlarımızdı, aklımı kurcalayan tonlarca şey vardı. Birincisi, Tyler'ı sinirlendirmemeliydim, eğer Meave öğrenirse, olacakları az çok tahmin edebiliyordum. İkincisi, Lord'un imâsını anlamamak için aptal olmak gerekirdi ve ben hazırlandığımız bir büyük savaş olduğunu bile bilmiyordum; ama ikinci kaybımı da veremezdim. Hadi ama, 2043'ten beri biraz olsun uzlaşılmadı mı, savaşlardan bıktım! Francesca'nın düşünür gibi bir hâli vardı ve bana öylece yaslanmıştı. Gerçekten buz kesmişti ve suçlusu bendim. Bunun bilincine vardığım her saniye onu biraz daha sardım ve düşünmesine izin verdim. Şu aralar beyinsiz gibi davranıyordum ve hepimizin düşünmeye ihtiyacı vardı. Ayrıca bir tutam sabır, kızgınlığın yerine geçse de iyi olurdu. Francesca'nın, Tyler meselesinden benim sorumlu olduğumu bilse, hemen gideceği için bir şey öğrenmesini engellediğimi nasıl açıklayabilirdim ona? Neyse ki söylediğim yalan doyurucu olmuştu; ama sonsuza kadar değil. Tyler, Francesca ve Phoebe'nin iyiliği için çenesini sıkı tutardı; ama ömrünün sonuna kadar mı? Sanmıyorum. Beni bu karmaşadan kurtaran bir meleğin karışık sesiydi. Mutluluk, kızgınlık, hüzün ya da tutku... Hangi yola sapacağına karar veremeyen, yıpratılmış bir melodiydi. "Haklısın hayatım, kendime hakim olamayabilirim, o kişiyi ya da kişileri bulduğumda; fakat ben, onları öldüremem. Bunu ne sana ne de aileme yapamam. Hele kızımızın bana ihtiyacı varken; ama bana da hak ver. İkizim gözlerimizin önünde eriyip gidiyor! Tamam, beni hayatlarından sildiler; fakat St. Mungo'ya gittiğimde rastlıyorum Tyler'a ve canım acıyor. Öfkem büyüyor. Yalvarırım, bırak arayayım! Tamam, söz veriyorum, o kişiyi ya da kişileri bulduğumda ilk sana söyleyeceğim ve ne yapılacağına beraber karar vereceğiz; ama ne olur izin ver hayatım."

Etrafta bir kanıt olmadığı için çok da gerilmedim. Büyük ihtimalle Tyler kimin yaptığını hatırlamadığını ya da bir kavgada falan olduğunu söylemişti. Gözlerimi onaylarcasına kırptım ve dudaklarına yapıştım. Gördüğüm ve an itibariyle hissettiğim en güzel dudaklar ona aitti. Bazen gerçekten bunu haketmediğimi hissediyorum, o bana fazla iyi palavralarına inanmaya başlıyorum. Hatta yaşıyorum. Tutkulu ve sert öpücükler nefessiz bırakıncaya kadar devam ettik. Nefes almak için çekildiğimde, burnu burnuma değiyordu ve bu olayın çok tahrik edici olduğunu itiraf etmeliyim. Yüzünde beliren küçük gülümsemenin, benim için koskoca bir evrenden değerli olduğunu anlatmak zor. Bana teşekkür etti, ikimiz de nedenini bilmiyorduk. Belki de yukarıdakine -işe yaramaz demekten vazgeçmiştim- duyduğu minneti yanlış kişiye aktarıyordu. Bu umrumda bile değildi, bu gece ya da sabah, onu istiyordum; ama bu bencilceydi. Gözlerinden uyku akıyordu ve onu huzurla uyurken izlemek de cazipti. Onu kucağıma aldım ve ayaklarını belime doladı. İnce boynuna yasladığım dudaklarım orada mutluyken, o mükemmel kokuyu algılayan burun da bayram ediyordu. Aklıma ilk öpüşmemiz geldi. Ben son senemdeydim, o ise dördüncü yılında tatlı ötesi bir kızdı. Kusursuzluğu -birkaç ergenlik sivilcesi dışında- bütün kızları kıskanıyordu ve Ravenclaw'la yaptığımız quidditch maçına kadar onu hiç farketmemiştim. Belki de şölenlerde kafayı bulduğumuzdan ya da partilerden başka hiçbir halta yaramamamdan olabilir. Karşılaşmamız da pek iyi olmadı tabi, kafasına koca bludgerı indirdim. Yüzü pek huzurlu görünmüyordu, kalça kemiğini süpürgeden düşerek kırdı ve quidditch hayatı sona erdi. Bunun için kendimi suçlu hissetmiyorum, benden çok daha sert vurucular vardı. Onun yüzünden üç hafta takımda yer alamadım ve kaptanımız Fred, bana epey kızdı. Düzenli olarak hastane kanadına gidiyordum, başta müdüre zoruyla; ama sonra bende bağımlılık yapmıştı. Genelde uyurken yanına gidiyordum ve hâlâ değişmemiş olan ipek saçlarını elimde hissetmeye bayılıyordum. Aylar geçti ve benim mezun olmama az kalmıştı. Ondan hoşlandığımı ve Hogwarts'tan sonra onu bulacağımı söyledim. O an bakir bile değildim; ama bana verdiği masum hoşçakal öpücüğü, değişikti. Beni hem tatmin etmemiş, hem de nirvanaya ulaştırmıştı. Anıyı hatırlamak, boynuna düzenli nefesler ve öpücükler bırakmama neden olmuştu. Gelecek Postası epey kaliteliydi ve editörü olan Francesca, onu bulma sözümü zorlaştırmadı. Bana olan duygularının değişmediğini söyleyince, nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Üç sene sonra, mükemmel bir kadın olarak sevgilimdi. Ardından evlilik teklif ettiğimde her şeyin kolaylaşacağını ve tamamen benim olacağını sanıyordum, sürekli kavga edeceğimizi değil. Saatin altı buçuk olduğunu farkettim, epey geç olmuştu. Şirin bir ses ve ifadeyle fısıldadım. "Hadi Bayan Farrell, uykuculuk yapmalısınız!" Ardından kadını çevik bir hamleyle kucağıma aldım ve odamıza taşıdım. Burada birlikte kalmayalı da çok olmuştu. Önce odayı, ardından Francesca'yı kokladım. O, artık işe yarara bir teşekkür yolladım ve cinsel isteklerimi ertelemekle yetindim. Yavaşça yatağa bıraktığım genç kadının güzel yüzü başımı döndürürken, hemen yanına uzandım. O yanımdayken, onu izlemeyi planlıyordum, göz kapaklarımın inanılmaz bir yorgunlukla aniden kapanmasını ve açılamamasını değil. Genç kadını göğsüme çektim ve saatlerce öyle kaldık.

Out: Ben böyle elektriklere başlarım yalnız! Neyse canım, sen de bitirirsin artık, kavgasız bir günümüz olması güzel.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Oturma Odası
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
LeGiLiMeNCy - RPG :: Farrell Malikanesi-
Buraya geçin: